|
|
|
çevreyi
gözetlenmesi için kullanılmış olup, ayrıca adada bir de su
sarnıcı mevcuttur.
Bugün çevre düzenlemesi yapılmış olan adanın etrafında ve içinde
kafeterya, restoran ve çay bahçeleri mevcuttur. Ada, Kuşadası'
nın siluetine ayrı bir güzellik katmakta özellikle de geceleri
ışıklandırıldığından büyüleyici bir manzara sunmaktadır.
Kuşadası'ndan gitmeden mutlaka Güvercin Adası' nda ün batımı
seyretmenizi öneririz. |
 |
NEOPOLİS:
Güvercinada' dan
Kadınlar Denizi' ne giden yol üzerinde, Güvercinada' nın az
ilerisinde olan Neopolis' in Kuşadası' nın ilk yerleşim yeri
olduğu ve İonlar tarafondan kurulduğu sanılmaktadır. Şu ana
kadar ciddi bir arkeolojik araştırmaya konu olmamış Yılanı Burnu
üzerinde bazı duvar kalıntıları mevcuttur. Burun sadece tarihi
değeri ile değil, aynı zamanda Güvercin Ada ile paralel bir
şekilde denize uzanması nedeniyle adanın manzarasına kattığı
eşsiz güzellik nedeni ile de görülmeye değerdir.
Kuşadası'ndan gitmeden yılancı Burnu' nu bir de denizden
görmenizi öneririz. |
ÖKÜZ MEHMET PAŞA KERVANSARAYI:
Sadrazam Öküz
Mehmet Paşa tarafından kentin imarı kapsamında 1618
yılında inşa edilen Kervansaray, merkezde Güvercin Ada'
ya
giden yol üzerinde yer almaktadır. Deniz ticareti için
yaptırılmış
olan bu Osmanlı hanında avlunun etrafı iki katlı kapalı
bir
mekan çerçevelemektedir. Kervansaray' ın girişi kuzey
yönünde
olup, iki köşesinde arka taraftan üst kata çıkan
merdivenler
bulunmaktadır. Mermer kapı boşluğu basık bir kemerle
|
 |
örülmüştür. Girişin sağ ve sol tarafında kemerlerle orta
alana bağlanan bölümlerden solda olanı, arkaya küçük bir
kapı ile bağlandığı için buranın hana gelen eşyaların
alındığı emanet bölümü olduğu düşünülmektedir.
Sağdakinin ise hana giriş ve çıkışı sağlayan
görevlilerin alanı olduğu düşünülmektedir. Avlunun
ortasında kazı ile açığa çıkarılan ve bugün havuz olarak
kullanılan bir şadırvan bulunmaktadır. Avlunun
çevresindeki çapraz tonozlu her revak bölümünün ardında,
içlerinde ocak ve değişik ölçülerde dolapların bulunduğu
birer oda bulunmaktadır. Kervansarayın üzerini düz bir
dam örtmektedir.Dışarıdan özellikle de denizden gelecek
saldırıları önleyebilmek amacıyla kuzeybatı ve kuzeydoğu
yönlerine ayrı bir önem verilmiş ve kuzey yönü dış
surlarla birlikte düşünülmüş olan kervansarayın
doğusunda çarşıya açılan bir kapı bulunmaktadır.
Bugün turizme açık olan Kervansaray' da Türk Geceleri'
nin düzenlendiği bir otel ve avlu çevresinde çeşitli
turistik eşya mağazaları bulunmaktadır. Çok özel bir
Kuşadası geçirmek istiyorsanız Kervansaray' da
düzenlenen Türk Geceleri' nden birine katılmanızı
öneririz. |
|
PYGELA:
Kuşadası' nın
yaklaşık 3 kmkuzeyinde yer alan Pygela Ören Alanı,
efsaneye göre Agememnon' un askerleri tarafından
kurulmuştur.Kentin il halkı bir hastalık nedeniyle
burada bırakılan Agememnon' un askerlerinden
oluşmaktaymış.Strabon' dan edinilen bilgiye göre burada
Artemis' in Munykhia tapınağı bulunmaktaymış. J.M.Cook
tarafından yapılan araştırmalarda buranın tarihinin
Protogeometrik Çağa kadar uzandığı saptanmıştır. Ayrıca
Pygela Miken Seramiği bulunan merkezler arasında da
gösterilmekte olup, ne yazık ki yapılan kazılarda ortaya
çıkarılan Helenistik döneme ait surların dışında, ören
yerinde ziyaretçiler açısından görülebilecek fazlaca bir
eser bulunmamaktadır. Arkeolojiye özel bir ilgi
duyuyorsanız Pygela Ören Alanını gezmenizi öneririz. |
|
PANIOMION:
Davutlar-Güzelçamlı
karayolu üzerinde yoldan biraz içeridedir. Iyon
Konfederasyonu' na bağlı 12 İyon şehrinin merkezi olarak
tarihe geçmiştir. |
|
KALEİÇİ CAMİİ:
Sadrazam Öküz Mehmet Paşa'
nın şehrin yeniden imarı sırasında şehre kattığı
eserlerdendir. Çarşı içinde bulunan cami, 1618 yılında
Sadrazam' ın ölümünden bir yıl önce yapılmıştır. Bu
nedenle Öküz Mehmet Paşa Camii adıyla da anılmaktadır.
1830 yılında onarım görmüştür. Tek şerefeli minaresi
sağdadır. Camiyi 12 kenarlı ve 16 pencereli kasnak
üzerine kurulan kubbe örtmektedir. Giriş kapısının
kanatları geometrik geçmeler ve sedef kakmalarla
süslenmiştir. Osmanlı ve Türk İslam Mimarisine ilgi
duyuyorsanız bu camiyi mutlaka gezmenizi öneririz.
|
MİLLİ PARK:
Doğal yaşamın giderek yok olmaya başladığı turizm
bölgelerinin aksine Kuşadası' nın sınırları içerisinde,
ilçenin güneyinde; yeşil ile mavinin sarmaş dolaş
olduğu, yaban domuzlarına elinizle yemek
yedirebileceğiniz bir milli park bulunuyor. Kuşadası'
ndan düzenli olarak sefer yapan Güzelçamlı minibüsleri
ile ya da aracınızla Güzelçamlı yolundaki tabelalarını
takip ederek gidebileceğiniz, Samsun Dağları' nın denize
uzandığı Dilek Yarımadası' nda bulunan 11.000 hektarlık
bu doğal orman alanı, 1966' da Milli Park ilan edilerek
koruma altına alınmıştır. Akdeniz Bölgesinde çok nadir
görülen bir bitki örtüsüne sahip olan Milli Park, bu
nedenle botanikçiler tarafından çeşitli araştırmalara
konu olmuş ve bilimsel değer kazanmıştır.
Milli Park sınırları içerisinde bir çok yaban hayvanına
da ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar arasında çok sayıda
sürüngen, içlerinde yaban domuzlarının da bulunduğu çok
sayıda memeli hayvan, bir çok kuş türü ve hatta soyu
yeryüzünde tükenme tehdidi ile karşı karşıya bulunan
Anadolu Parsı da sayılabilir. Ayrıca Milli Park' ın
kıyıları da Akdeniz' e özgü hemen tüm balık türleri ve
deniz kaplumbağaları için uygun bir yaşam ve üreme
alanıdır. Bir çok Akdeniz ülkesinde koruma altında
bulunan Akdeniz Fokları da bu kıyıları yuva edinmiş
hayvanlardandır. |
| Doğal hayata bu
katkıları sağlayan Milli Park alanı, plajları ve piknik
yerleri ile de Kuşadası' nda yaşayanlara ve tatile
gelenlere çeşitli imkanlar sunmaktadır. Tenha ve serin
koylarda yüzebilir, sıcak bir yaz gününü güzel bir
ağacın gölgesinde okuyarak, dinlenerek ya da ailenizle
piknik yaparak geçirebilir, orman içi patikalarda
yürüyüş yapabilirsiniz. Eğer biraz da konfor diyorsanız
yüzmek için su, WC ve soyunma kabinlerinin bulunduğu
İçmeler Koyu, Aydınlık Koy ya da Kavaklı Plajı' nı
tercih etmenizde fayda olacaktır. Siz de şehir
yaşamından bunalıp, doğa ile başbaşa bir gün geçirmeyi
istiyorsanız Kuşadası' ndan ayrılmadan mutlaka
Güzelçamlı' da bulunan Milli Park alanını ziyaret edin. |
 |
|
KADI KALESİ:
Kuşadas' ndan Davutlar' a
giderken Nazilli Sitesi yakınlarında bulunmaktadır.
Venedik ve Bizanslılar tarafından kurulan kalenin bir
bölümü 1976' da restore edilmiştir. Halen bir kazı
evinin bulunduğu alanda tarihi gün yüzüne çıkarma
çalışmaları sürmektedir Arkeolojiye ve tarihe ilgi
duyuyorsanız buradaki kalıntılar görülmeye değer
olacaktır. |
SELÇUK:
İzmir' in Selçuk ilçesi
yakınlarında bulunan Efes Antik Şehri Kuşadası' na
yaklaşık yarım saat uzaklıktadır. Selçuk çevresindeki
yerleşime bakıldığında M.Ö. 6000 yılına kadar uzandığı
görülmektedir.
Efes tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden
kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8 km²lik
bir alana yayılan bu kalıntılar içinde kazı-restorasyon
ve düzenleme çalışmaları yapılmış, ziyarete açık olan
bölümlerdir.
1- Ayasuluk Tepesi (İ.Ö. 3. bine tarihlenen en erken
yerleşim ile Bizans Devrine ait, Hıristiyanlık dünyası
için büyük önem taşıyan St. Jean Kilisesi)
2- Artemision (İ.Ö. 9-4. yüzyıllara ait önemli bir dini
merkez; dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis
Tapınağı)
3- Efes (Arkaik-Klasik-Hellenistik-Roma ve Bizans Devri
yerleşimi),
4- Selçuk (Selçuklu, Osmanlı Dönemi yerleşimi ve bu
yerleşimi barındıran, bugün önemli bir turizm merkezi
olan modern kent),
Ayansuluk Tepesi'
nde Tunç Çağı ve Hitit' lere ait yerleşimler
saptanmıştır. Hitit döneminde şehrin adının Apasas
olduğu tespit edilmiştir. buraya M.Ö. 1050 yıllarında
Yunanistan' dan gelen göçmenler yerleşmişlerdir. |
|
EFES ANTİK ŞEHRİ:
Bugün Efes Harabeleri' nin olduğu alan ise Büyük
İskender' in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö.
300 yılında kurulmuştur. Bir liman kenti olan
Efes' te bugün oldukça iyi durumda korunmuş olan bir çok
tarihi zenginlik ayaktadır. Görülebilecek eserler
arasında Vedius Gymnasiumu, Stadyum, Akropol, Bizans
Hamamı,Çifte Kiliseler (Konsül Kilisesi), Liman
Hamamları, Arkadiana (Liman Caddesi), Tiyatro Gymnasiumu,
Tiyatro, Ticaret Agorası, Mermer Cadde, Celsus
Kitaplığı, Aşk Evi, Skolastika Hamamı, Hadrian
Tapınağı, Yamaç Evler, Traian Çeşmesi, Domitian
Tapınağı, Devlet Agorası, Belediye Sarayı ve Odeon
sayılabilir. Kuşadası' ndan ayrılmadan Efes antik
kentini mutlaka gezmelisiniz. |
 |
MERYEM ANA EVİ:
420 m.
yükseklikteki Bülbül Dağı Selçuk' tan 9 km. uzaklıktadır
ve Meryem Ana Evi burada bulunmaktadır. Hıristiyan
inancında kutsal sayılan ve Panaya Kapulu adı verilen bu
yere Hz. İsa' nın ölümünden sonra Hz. Meryem' in Aziz
Jean tarafından getirildiğine inanılmaktadır. Bu olaydan
431 yıl sonra düzenlenen konsil tutanaklarında bu olay
geçmektedir. Bu olayı ilk Clement Brentano araştırmış
1878' de araştırmış ardından İzmir Koleji Müdürü
Lazarist ve rahip Eugene Poulin Brentano' nun
yazdıklarının doğru olup olmadığını araştırmak için
Efes' in güneyindeki dağlarda dolaşmaya başlamışlar ve
bugün bilinen evi bulmuşlardır. Bulunan evin daha önce
anlatılanlara aynen uyması nedeniyle toplanan Hıristiyan
din adamları tarafından Hz. Meryem' in burada yaşadığı
kabul görmüş ve 1892' de Monsenyör Timoni burada dini
tören yapılmasına izin vermiştir. Tartışmalar Papa 23.
Johannes' in 1961 yılında burayı haç yeri olarak ilan
etmesiyle son bulmuştur.
Günümüzde Panaya Kapulu' daki küçük meydanda evin
yanında yuvarlak sarnıç, tepenin çevresinde kemerli
duvarlar açıkça görülmektedir. Ayrıca yapılan kazılarda
pişmiş toprakta iki lahit ve bazı mezar hediyeleri
bulunmuştur.
Kutsal olarak kabul edilen suyun bulunduğu sarnıcın
yanındaki yolun sonunda, üzeri küçük kubbe ile örtülmüş
kilise bulunmaktadır. Kilise VII-VIII. yüzyılda
yapılmıştır. Buranın haç yeri ilan edilmesinden sonra,
evin kalıntıları üzerine küçük bir şapel yapılmıştır.
Eski yapı ile sonradan inşa edilen şapelin duvarlarının
birbirinden ayrılması için her ikisi arasına kırmızı
boya ile bir çizgi çekilmiştir. Apsiste bulunan Meryem
Ana Heykeli' nin XIX. yüzyılda buraya konulduğu
sanılmaktadır. Bu bölümün güneyinde küçük bir oda onun
doğusunda ise bir niş bulunmaktadır. Bulunan odada
Müslümanlar tarafından namaz kılınmakta olup,
duvarlarında Meryem Ana ile ilgili Kuran' dan surelere
yer verilmiştir. Eğer Kuşadası' ndaysanız yemyeşil
Bülbül Dağı üzerinde kurulu bulunan Meryem Ana Evi' nin
huzurlu atmosferinde bir gün geçirin, pişman
olmayacaksınız. |
ARTEMİS TAPINAĞI:
Selçuk-Kuşadası yılu üzerinde bulunan görkemli tapınak,
dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul
edilmektedir. Efes' lilerin ilk yerleşimlerinin bu
tapınağın bulunduğu bölgede gerçekleştiği bilinmektedir.
Bir depremle ykılan tapınak Efesliler tarafından Roma
İmparatorluğu' nun yardımı ile yeniden inşa edilmiştir.
Bugün tapınağın sadece temel kalıntıları görülebilir
durumdadır. Tapınak 127 sütunlu olup cephedeki 36 sütunu
kabartmalıdır. Tapınağın ilk seferinde 125 metre
uzunluğu, 60 metre genişliği ve 25 metre yüksekliğinde
inşa edildiği düşünülmektedir. Tapınağa ait en eski
kalıntıların M.Ö. 6.yy olarak tarihlendirildiği ve
yeniden inşası sırasında 105 metre uzunluk, 55 metre
genişlik ve 25 metre yükseklik ile 600 metrekarelik bir
alana kurulduğu sağtanmıştır.
Son olarak M.S. 263 yılında Got' ların saldırısına
uğrayan tapınak yıkılarak yağmalanmıştır.
Bakir Doğa Tanrıçası olarak bilinen Artemis inancının
kökleri Anadolu' ya Hitit'lerin ana tanrıçası Kybele' ye
dayanmaktadır. Efes' te bu iki tanrıça bolluk ve bereket
simgesi olarak anılmaktadır.
1869 yılında bir İngiliz olan Wood tarafından bulunan
tapınaktaki kazıları 1904' te başka bir İngiliz Hogart
sürdürmüştür. Bugün kazılara Avusturyalılar tarafından
devam edilmektedir.
|
|
YEDİ UYURLAR:
Yedi Uyurlar
yüzyıllar boyunca Anadolu' da yaşayan, Kutsal Kitaplarda
da yer alan ve
tarihi
çağlarda yaşamış, Yamliha, Mekselina, Meslina, Mernuş,
Debernuş, Saznuş ve çoban Kefeştatyus isimli yedi gencin
başından geçen mucizevî bir olaydır.
Selçuk' ta bulunan Yedi Uyurlar mağarasının yanı sıra
Diyarbakır' ın Dicle ilçesinde, Afşin Elbistan,
Eskişehir ve Tarsus' ta da benzer alanlar bulunmaktadır.
Öyküye göre çok Tanrılı dinin hüküm sürdüğü kentte 7
genç tek tanrıya ve Hıristiyanlığa inanmışlardı. Zalim
olduğu kadar tebaasının dinsel özgürlüğünü de kısıtlayan
kralın baskısından kurtulmak için çare arayan gençler
bir mağaraya sığındılar. Gençler bu mağarada 309 yıl
boyunca uyudular. Bu olay sırasında Kral' ın askerleri
mağarayı bulmuşlar, ancak içeriye girememişlerdi. Bunun
üzerine kral gençlerin açlık ve susuzluktan ölmeleri
için mağaranın ağzını bir duvar ile ördürmüştü. Aradan
geçen yıllarla birlikte olay unutulmuş, bazı hayvan
sahipleri duvarı yıkarak mağarayı ağıl olarak
kullanmışlar, ancak içeride uyuyanları görmemişlerdi.
309 yıl sonunda uyanan gençler uykularının bu denli uzun
olduğunu fark etmemişler, bir ya da yarım gün
uyuduklarını sanarak Yemliha' dan çarşıya gidip yiyecek
almasını istemişlerdi. Yemliha ekmek almak için girdiği
fırına çok eski yıllara ait gümüş bir sikke verince
fırıncı şüphelenerek ihbarda bulunmuş, paganlığın sona
ererek Hıristiyanlığın kabul edildiği şehirde genç
dönemin kralının huzuruna çıkarılmış, önce
söylediklerine inanılmak istenmediyse de, daha sonra bir
mucize ile karşı karşıya olunduğu anlaşılmıştı. Bunun
üzerine devrin Başpiskoposu bu gençle konuşmuş ve
Yemliha mağaraya geri dönüp arkadaşlarına 300 yıldan
fazla uyuduklarını anlatmıştı. Bu olayın üzerine ebedi
uykuya dalan gençlerin yattığı bu yere bir kilise
yapılmıştır. Günümüzde gençlerin mezerının olduğu mezar
alanını Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ekibi 1927-1928
yıllarında ortaya çıkarmıştır. Burada bazıları mahzen
mezar (kripta), bazısı mezar odası şeklinde olan ve
yapımlarında farklılıklar bulunan yediden fazla mezarla
karşılaşılmıştır. Günümüzde bir kısmı yıkık ve harap
olan mezarların ve şapelin duvarlarında freskolar
bulunmaktadır. Bezemelerde Helenistik Çağ süsleme
sanatının unsurları, daha geç devirde kullanılan çiçek
bezemeleri görülmektedir.Büyük olasılıkla bu resimler
M.Ö. V-IV. yüzyılları yansıtmaktadır. |
İSA BEY CAMİİ:
Selçuk' ta
Ayansuluk Kalesi ile St. John kilisesinin bulunduğu
tepenin batı yamacında olan camı, kapı üzerindeki
kitabesinden öğrenildiğine göre 1373 yılında Aydınlıoğlu
İsa Bey tarafından yapılmıştır.
Mimarı
Ali Bin Müşeymeş ed-Dımışki’dir.
Aydınlıoğulları döneminin mimarisini yansıtan cami
bezemeleri ile de dikkati çekmektedir. Batı cephesindeki
pencere ile giriş kapısı üzerine zengin ve renkli taş
bezemeler bulunmaktadır. Ayrıca pencerelerde geçme
örnekleri ile düğümlü geçmeler birlikte kullanılmıştır.
İbadet mekânında mihrap önü kubbesi mozaik çini
tekniğinde yapılmış pandantifleri firuze, kahverengi ve
koyu mavi renkte çinilerle kaplanmıştır. Bu çinilerin
arasına tuğlaların yardımı ile altı köşeli yıldızlar ve
altıgenlerden meydana gelen geometrik bir bezeme meydana
getirilmiştir |
AYANSULUK KALESİ:
Selçuk' ta
Ayansuluk tepesinde bulunan kale etkili Arap
akınlarından korunmak için VII-VIII. yüzyıllarda
Bizanslılar tarafından yapılmıştır. St. Jean kilisesinin
bulunduğu alanın çevresi 2o kule ve onları birbirine
bağlayan surlarla çevrilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı
dönemlerinde de kale onarılmış ve daha güçlendirilerek
kullanılmaya devam etmiştir.
Kesme taş ve moloz taşlardan yapılan kale ve surlarının
Efes antik kentine yönelik görkemli bir giriş kapısı
bulunmaktadır. Kalenin görkemli giriş kapısının dışında
biri biri güney diğeri ise batıda olmak üzere iki giriş
kapısı daha vardır. Surlar 15 burçla sağlamlaştırılmış
olup, günümüzde büyük bir bölümü restore edilmiştir. |
ST. JEAN BAZİLİKASI:
Selçuk' ta
Ayansuluk Tepesi' nde yer alan bazilika, Bizans
İmparatoru Justinyen tarafından M.Ö. 6. yüzyılda
yaptırılmıştır. 40x110 metre boyutlarındadır. Girişi
batıda olan yapının planı bir hacı andırmaktadır.
Kilise kısmı kalın
fil ayakların taşıdığı altı büyük kubbe ile örtülmüş
olan bazilike ve Nartex bir kubbe ile örtülüdür.
Bazilika’nın ortasında kubbe altında ve zemin seviyesi
altında olan St.Jean Mezarı’nın doğu tarafında
rahiplerin oturdukları kısımlar bulunur. Bu yapılar
kiliseden yarım daire biçiminde ayrılır. Mezar alanının
kuzeyinde aziz resimlerden oluşan fresklerin bulunduğu
kilisenin restore edilen sütun başlıkları üzerinde
İmparator Justinyen ile karısı Theodora’nın monogramları
vardır. |
| |
| |
|
 |
Türkçe Giriş Sayfası |
|
|